Bana Dair (35) Anlamlı (17) Okul (10) Anlamsız (9) Aşk (8) Erasmus (5) Para (3) sex (3)

15 Aralık 2012 Cumartesi

Üşüyoruz Reyiz

Arkadaş sen öğrencisin, blog yazmak senin neyine. Aslında bazen yazasım geliyo ama gel gör ki üşeniyorum yada başka şeylerle uğraşıyorum. Yazmak zaten meslek hafız. Her önüne klavye alan yazamıyo işte. Ayaklı kanıtıyım. Anca ders çalış. Neyse ki görünenden daha iyi geldi sınav sonuçları. Yada büt geldi diye gözüme öyle görünüyorlar, bilemedim.

Ankara çok soğuk. Dışarı çıkılcak gibi değil. Evde de ders çalış çalış, sıkılıyo insan tabi. Ama üşengeçlik mizacımda var. Ne yaptım ne ettim değiştiremedim. Otur, ye, yat felsefesini benimsemişim bi kere. Ne ara yaptıysam onu. Yorgana sarılır halde yazıyorum bunları. Evin soğukluğundan değil tabi. Biraz hastalıktan, biraz da hüsnü kuruntu. Her neyse ben Cerrahiye devam edeyim en iyisi. 3 gün boyunca boş gözlerle okumakta bişey kazandırır umudundayım. Artık eskisi gibi ders çalışamıyorum. Öğrencilik geçti bizden. Yaşlandık be hafız!

Keep the distance!

1 Aralık 2012 Cumartesi

Kırık

Kırık acıtır. İşte bunun oluşumu vardır. Kırık hematomu, kallus gelişimi cart curt. Bilgimi paylaşmaya pek gönüllü değilim ama kırık iyileşmesine gelicez biz direk. Yalandır. İyileşmez kırık. Gelen kemik eskisini tutmaz diyerek arabeske bağlayalım madem. Amma sama bi yazı oldu bu yahu. Erken kalktım sıkıldım da tabi. Ortaya çıkan manzara belli. Neyse daha çok batmadan ortaya süslü bi meyve koyup konuyu kapatalım.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Daldan Bala

-Atlayasım var duvardan. Durmadan koşasım var sokaklarda. Gözlerle çok konuştuk o güzel sesini duyasıım var boş odalarda.


Aşk dedikleri böyle birşey olsa gerek. Yerde bulduysan benimdir, Mağazada gördüysen benimdir. Otobüste gördüysen pekala benimdir. Akrep diye boşuna dememişler. Aşk hep benimdir. Boşuna çapkın dememişler. Aşk durmaz bedende, akar durmaz. Amma çok şey demişler. Hep beni konuşup durmuşlar bu münafıklar. Her neyse aşk diyorduk, aşk her gün derse gitmektir. Aşk her an (olmasa da) onu düşünmektir. İnançtır aşk. Beklemektir durmadan. Bu dünyaya rengini veren şeydir aşk. Olmazsa olmazdır. O kadar gaza geldim ki "DAĞDA GEZEN YABAN GEYİĞİDİR AŞK" diyesim var.

Aman işte bu kadar çok şey dedik de. Bu güzellikleri tabi. Bağlılıktır aşk. Sadakattir. Sadece "O"dur aşk. Ama hayat uzun. Aşk değişir. Aşk kırılır. Aşk biter de bazen. Yeni aşlar başlar o zaman. Başlamalı.

Always should, shine bright like a diamond.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Aşk yine yeniden

Sayfayı tepeden tırnağa yeniledim. Sıkıntıdan hep. Hergün yazacak bişeyler çıkmayınca sıkılıyor tabi insan. Aşk dedik. Amma çok aşk dedik haa. Durup durup aşk mı der insan. Aşk onu görünce artan kalp ritimidir. "O" dengeler sadece. Kalbinin çalışması onun elindedir. Bir bakışıyla nefesini kesebilir. Kısacası aşk kendine bir tanrı, bir sahip yaratmaktır. Birine aşık olarak hayatını onu ellerine teslim etmiş oluyorsun. Hiç bitmesin, kalbim hep böyle atsın istiyorsun. Ama o da zor iş. Aşkda bitiyor hafız. Öyle bardakta durduğu gibi durmuyor o da. Yudum yudum, gıdım gıdım bitiyor. İlişkiler hep bu oranlarla başlar:
İlk aylar --> Aşk %100
İlk yıllar -->Aşk %50 Sex %30 Alışkanlık %20
Daha sonrası --> Aşk %20 Sex %50 Alışkanlık %30
Evlilik ilk yıllar --> Aşk %20 Sex %40 Alışkanlık %40
Evlilik sonrası --> Aşk %10 Sex %20 Alışkanlık %70
Bu saydığım oranlar türden türe değişmekte olup en fazla 10yılı kapsamaktadır. Peki her zaman böyle mi?
-Haşaa. Bazen bardağa yeni birşeylerde eklediğin olur. Bazende o bardağı elinden düşürdüğün. Aşk Kırılır, Aşk konularını çok konuştuk. Aşıkmıyım neyim? Son söz: Kısacası Aşktan korkulur. Aşk acıtır. Geçmişi özlüyor insan.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Eyy küllüğüm.

Ne zamandır üstüne bi sigara koymuyordum. Hayat ara vermiyor ama. Sorsan yine çok mu meşguldüm, tabiki hayır ama üşengeçlik zor iş. Çok yazasım var. Aklım karman çorman. Ama o kadar karışıkki tek cümleyi bile çekip alamıyorum ordan. Bugünlük bi giriş yapalım. Seni unutmadım. Uzun zamandan sonra ilk sigarayı yaktık işte beraber. Halimiz duman.

29 Haziran 2012 Cuma

Erasmusa Başlarken

Viyana havaalanında indikten sonra ne yaptığımı düşünmeye başlamıştım. "Nerden esti böyle bir macera? Gerçekten güzel olacağını düşünüyor muydum?" Bu sorularla uğraşmaya çalışırken havaalanından çıkmayı başardım. Daha sonra çıkıştaki taksicileri gördüm sanki uçak tekrar istanbul'a inmiş gibiydi. Herkes türkçe konuşuyor, türkçe küfürler havada uçuşuyordu. Şaşkınlıktan kafayı bulmak üzereyken Budapeşte otobüsünü gördüm. Koşa koşa yoluma devam edip otobüse binmeyi başardım.

Otobüste 2 saatlik yolculuktan sonra yakınlarımda oturan bi çocuğa Budapeşteye ne kadar yolumuz kaldığını sordum. Daha sonra kalan 2 saat boyunca konuştuk. Adı Mena olan bu çocuk gerçekten çok iyiydi. Kendisi Viyana'da turizm okuyan fakat okuduğu bölümde yeterince para olmadığının farkına varınca kendine başka bir iş bulan sanki tipik bi türk öğrencisiydi. Şuanki işini söylemeden edemicem yatalak,yada mental yönden rahatsız olan insanları tekerlekli sandalyeyle gezdirmek. 2 saat boyunca pek çok şeyden konuştuk. Budapeşteye vardığımızda yolun yarısını beraber gittikten sonra oturup yemeğimizi yedik daha sonra ayrıldık. Umarım dönüş yolunda tekrar iletişime geçeriz.

Ondan ayrıldıktan sonra internetten indirdiğim yol haritasıyla başbaşa kaldım. Yerel halk ingilizce konusunda çok yetersiz olduğundan yolu bulmakta gerçekten çok zorlandım. Çantalarda tekerlekli olmadığından çok zorluk çektiğimi söylemeliyim.

Yurdu bulduktan sonra cam bir odada duran yaşlı yurt amcasıyla anlaşmaya çalıştım. Yaklaşık 40 dk falan sürmüştü. Ve o aralar gerçekten pişman gibiydim geldiğime. Amcanın cam bölmesinin osuruk kokması iyice bunaltmıştı beni. 40 dk sonra odaya doğru gidiyorduk beraber odanın kapısını açan çocuğun kolundaki "K. Atatürk" dövmesini görünce rahatladım. Bir duş alıp rahatladıktan sonra dışarı gideceklerini söylediler. Yaklaşık 10 kişilik bir gruptu. Yorgun olduğumu sanıyordum ama ilk günden tek takılan, soğuk çocuk olmakta istemiyordum. Tekliflerini kabul ettim ve Budapeşte sokaklarını arşınlamaya başladık hepberaber.

2 türk vardı benden başka, bunlardan biri o kapıyı açan oda arkadaşım Uğur, diğeriyse onunla birlikte gelen ve aynı okuldan arkadaşı olan Güneş'ti. Uzun bir kararsızlık sonunda gittiğimiz mekanın giriş fiyatının çok olması nedeniyle resmen Budapeşte sokaklarını ilk günden bitirmiştim.

Uzun bir arayıştan sonra saat 1 civarında bir mekana gitmiştik.İlk biramı yaklaşık 1 dakikada kafaya diktikten sonra kendime gelmiştim. Teras diye bir yere gelmiştik ve terasta biraz oturduktan sonra 1 kat altındaki disko bölümüne gitmiştik. Ve hayatımdaki ilk disko dansımı yaptıktan sonra "tamam" dedim bunu da yaptınya helal.

Gece 2 buçuk civarında başka bi yere gidelim diye çıktık ordan. Fakat yorgundum yatmak isityordum allahtan benim gibi olan birileri daha varmışki o saatte tek başıma yurdun yolunu bulmam imkansızdı. 3 kişi döndük tekrar yurda.

Mekandan çıktığımızda kapıda karşılaştığımız alman çocuğu unutmak imkansız. Anlattığı kadarıyla -kendisi çakır keyif buarada- terastaki korkuluklara çıkıp dans etmeye çalışınca oradaki görevliler de aşşa düşme olasılığını göze alamayıp bunu dışarı atmışlar. Yaklaşık 1 saat kapıdakilere iyi olduğunu anlatmış fakat onlar içeri almayacakları konusunda ısrarlılarmış. İçerdeki arkadaşlarını bırakıp gidemediği için kapıda bizimle dert yandı yavrucak.Son bir içeri girme çabasıyla kapıya yöneldi ve geri tepince bizim grupla beraber diğer mekana gitti sanırsam.

Yurda gelince buraya vardığımı haber vermek için internete girme çabalarım gerçekleşmeyince kıçımı dönüp yattım direk.

Sabah uyanıp okul yoluna düştüm. Okulu çok rahat buldum fakat benden sorumlu olan hocanın adını bilmediğimden onu bulmakta biraz zorlandım. Daha sonra yaklaşık 2 saatimi onun yanında klinikte geçirdikten sonra açlığımı hissedip çıkıp gitme kararı aldım. Yolda yurda yakın bir markette umutsuzca alışveriş yapmaya çalıştım. Saolsun ingilizce bilmese de derdimi anlayıp bir görevli yetişti imdatıma. Marketten 2 litre kola, bir nutella, krempeynir ve sanaekmeküstü kıvamında bir yağ aldıktan sonra yoluma devam ettim.

Yurda geldiğimde açlığımı unutup yatağa attım kendimi yaklaşık 3 saat uyuduktan sonra uyandım yeni insanlarla tanıştım. Hala açlık hissetmezken artık bişeyler yemek zorunda olduğumu anladım ve ekmekarası yağlı peynirimle kolamı yudumlamaya başladım. Galiba şimdilik bütün olan biten bu kadar. Bugün dışarı çıkacağımı pek sanmıyorum burda durup film izleme düşüncelerim var ama bakalım. Erasmustan sevgiler.

Dipnot: Şimdiye kadar yazdığım en uzun not olduğunun ben de farkındayım, koltuklarım kabarmadı değil hani. Resimler de eklemek isterdim ama daha resim çekme safhasına gelmedim sanırım şimdilik sadece gözlemliyorum.

17 Haziran 2012 Pazar

Erasmus

Szent Isvan University, yaz stajına başlamaya 10 gün kaldı. Hani çok isteyince oluyomuş derlerya. Oluyomuş cidden. Macaristana gitmenin heyecanı, tek başına geçinmenin hafif tedirginliği, özgürce gezmenin mutluluğu.. anlayacağınız çok karışık duygular içerisindeyim.


Ordaki anılarımı canlı tutmak için hergün buraya yazmaya çalışacağım. Fotoğraf makinem, çantalarım, ihtiyaçlarım tamam gibi. Artık yolculuğa hazırım.

Yerinde duramama günleri = On.
Para hesabı yapma günleri = Awaiting to reply.
Vize işlemleri stresi = Off.
That's all folks.

8 Mayıs 2012 Salı

Kanımın Kanı

Buarada kaldırmaya üşeniyorum ama yan taraftaki kitabı bitireli asırlar oldu nerdeyse. O bu blogun emekçi simgesi olsun o zaman demiyelim. Öğrenci adamız sonuçta ne emeğimiz var ki. Gerek yok böyle boş gösterilere. Damlaya bugünü bize hediye ettiği için teşekkür ediyorum. Şaka maka onunla da konuşamıyoruz ev arkadaşı deniz anası (Duygu) yüzünden özlemişim aslında eski geyiklerimizi. Neyse Duygu sanki çok umrumdaymış gibi yazıp durmuşum ona yazdığım satıra yazık diyorum ve ömrümün geri kalanında onunla karşılaşmamayı diliyorum. Hayat onsuz çok daha güzel inanın bana!
Pasaport işlemlerini geçiktirip duruyoruz ama bu gidişle sınav zamanına sıkıştırıcaz işlemleri, olan yine bize olacak. Güzelim vize notlarım etkilenmesin de başkada bişey istemem.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Back To The Oldtown

Bir hışımla geldim. Yokluğumda pek bir şey olup bitmese de geri geldiğime göre eski rozetimin peşindeyim elbette. Her ne kadar bahar güneşi siyahlığımı soldurmayı başarsa da Siyahadam olarak gölgelerin arasında oturmaktan sıkıldım. Hep kafamın içinde duran bu film işini Budapeşte'de hallederim diye umuyorum. Oraya tek gitmek 'sıkılır mıyım acaba' sorusunu getirse de, Ankara'dan iyidir diye avutuyorum kendimi. Farklı bir dille değişik insanlarla anlaşması biraz heyecan verici. İngilizcem iyidir ama pratik olmadığı için başlarda biraz sorun yaşasam da sonra Jude Law gibi akar giderim gibi geliyor.
Vize notlarım fena değil galiba not ortalamasını yükseltme yolundayım bu dönem. Ama yine de finaller başlayınca ne halde olurum o bir muamma tabi.
Sonunda hayatımdan çıkardığım kişiliksiz arkadaşım(!) Duygu var bide. Tanımayı hiç istemeyeceğiniz türden bir insan(!). Her neyse yazmak istediğim bir kaç şey daha vardı aklımda ama kahvaltı yapmam gerekiyor yoksa okula geç kalacam.
Stay strong, stay alive!

6 Mayıs 2012 Pazar

Kandan Kale

Sevgili hediyesi Cemal Süreya'dan Sevda Sözleri kitabını aldım bir kaç ay önce. Fakat kafayı verip de bi türlü okuyamadım. Yarım yamalak birşey oldu. 
-Ama şiir bu pat diye de okunmaz ki!
-Bakıyorum haber çabuk duyulmuş. Nerelerdeydin be üstat!
-Ben hep buradaydım da sen beni göremiyecek kadar meşgul gösteriyordun kendini!
Her neyse okumaya değer bi kitap. Şiirle ilgileniyorsanız çoktan okumuşsunuzdur zaten. Tüm şiirleri derleme olarak yayınlanmış bu kitapta. Çok hoşuma giden bir kaç alıntı var onları yazamadan edemiyecem.


"Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyor,
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük."






Uç Kuşum Uç.

Küllerinden doğmak derlerya hani anka kuşu için, ben de bokumdan doğdum tekrar mesela. Tabi bokun getirdiği bi takım etkiler olmadı değil. Artık 2 şişe parfüm 1 hafta bile götürmüyo beni.
Ben ki kendi bokunu bile temizlemeye üşenen adam kalkmış erasmusla staja gidiyorum yazın. Hemde Budapeşteye! Neyse bu kadar bok muhabbeti yeter. Kendi bloguna bile girmeye üşenen adamdan ne bekliceksin ki zaten.
Neyse umarım tekrardan düzenli yazmaya başlarım bu lanet şeyi. Cheers!

8 Mart 2012 Perşembe

Kanlandık

Son yıllarda türkler iyi komedi yapamıyorlar mı yoksa benim gülme eşiğim mi yükselmiş? Berlin Kaplanı, Sen Kimsin. Bunların İkisi de Fıss çıktı resmen. Filmlerde toplam 2 kez güldüysem de o da 'acınacak halimize' gülüşüydü. Artık sinemaya gitmeye korkar hale geldim bu filmler yüzünden.

 Filmlerden özet geçecek olursak
Berlin Kaplanının tek gülünecek yanı Ata'nın almanca aksanıydı. O da filmin ilk 2 dakkasına denk geliyo.(tabi 2 saat boyunca adamın aksanına gülemiyorsun)




Sen kimsin ise fragmandan öteye geçememiş resmen. Adamlar fragmanla filmi sattılar. Tebrik ediyorum. Filmin tek komik yerleri fragmanda gösterilen yerlerdi onu da önceden izlediğin için pek gülemiyorsun yine.




Son günlerde izlediğim en iyi film Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi. Kara mizah içerikli çok eğlenceli bi film. İzlemeye doyamadım resmen. Tabi bu 2011 yapımı ben internetten bulup izledim ama son izlediğim filmlerden tek önerdiğim film bu maalesef. Bugünlük film yorumlarından bizden bukadar. Sizden de aynısını bekleriz. Ee tabak boş iade edilmez ne de olsa.

23 Şubat 2012 Perşembe

Kan Revan İçindeyim

  1. Erasmus GNO notunun 2.20 ye yükselmesi beyin hücrelerimin intiharına neden oldu. Artık düşünen bi varlık değilim maalesef.
  2. EGO bandrolüyle yaşadığım sorun yüzünden zaten 3-5 kuruş olan paramdan oldum.
  3. Derslerin başlamasıyla okulu hiç özlemediğimin farkına vardım.
  4. Erasmus beni allak bullak etti resmen bu sefer kesin gözüyle bakıyordum çünkü.
  5. Erasmus o kadar fena vurdu ki içime resmen dersleri geçme, okulu bitirme gibi isteklerim kayboldu.
  6. Yetmez mi bu kadar? Kapkara oldu içim.

19 Şubat 2012 Pazar

Paloma Negra

Böyle olsaydı ya benim de sesim. Ayaklarımı uzatır yatardım o zaman bütün gün. Gerçi şuan ki halimden tek farkı bağırdığımda benim için ölenler olacağıdır. Okul başlasa da benim tatilim hala devam etmekte. Bu dönem dolu dolu dersler aldım 16 taneydi sanırım. Artık yavaş yavaş okulu bitiriyormuşum gibi geliyor. Napıcam ulan bitirince! Şu erasmus işi de olaydı tadından yenmezdi. Erasmusa gitmeden okulu bitirmeye hiç niyetim yok! Dikkat edin bu şarkı bağımlılık yapıyor!

11 Ocak 2012 Çarşamba

Onomo Bonomo

Bir eurovision velvelesi esip duruyor etrafta. Bu sefer Trt kendini aştı. Bu yıl nası olduysa tabiri caizse 'boka bala' acaip hızlı çıkış yapan Bonomo'yu seçti.
Kim ya bu Can Bonomo diyenlere cevap;
Bonomo insanın kendine yakışanı giymesidir.
Buarada bu aralar fena sınava sıkıştım. Malum pek sesimin çıkmaması ondandır yani.