Sevgili Küllük
Eğer Gargamel kötü biriyse şirinleri nasıl görüyor hafız? Bu ne yaman çelişki böyle?
21 Haziran 2014 Cumartesi
Lan?
12 Ekim 2013 Cumartesi
Yine Ben, Yeni Ben
Yepyeni bir ben. Merhaba herkese. Bugün ve özellikle bugün bişeyleri değiştirmeye karar verdim. Blogda değiştir tekrar garibim olan hep ona oluyo. Bu tarz kişilik değişikliklerinden sonra hep hıncımı blogdan çıkarıyorum, farkındayım. Artık burda fazla gözükmeyecem. Biraz daha eskiye, kitap, resim, çalgı gibi hobiler edinmeye çalışacam. İnanın bana "Zor değil". Zaten geçenlerde öğrendiğim çok güzel bir sözü paylaşayım burda.
"Yaşamını aydınlatacak bi ilişki aramak, evini aydınlatacak ışığın düğmesini dışarda aramaya benzer." B.Ç.
Gerçekten çok etkilendiğim güzel bir söz. Neyse zaten öylesine bi uğrayım demiştim, yavaştan kaçayım ben. Esen kalın.
"Yaşamını aydınlatacak bi ilişki aramak, evini aydınlatacak ışığın düğmesini dışarda aramaya benzer." B.Ç.
Gerçekten çok etkilendiğim güzel bir söz. Neyse zaten öylesine bi uğrayım demiştim, yavaştan kaçayım ben. Esen kalın.
29 Eylül 2013 Pazar
"Hatalıydım, Aramadınız!"
Her halde şimdiye kadar etkilendiğim en derin anlamlı söz bu olsa gerek. O kadar basit bir mantıkla o kadar güzel anlatıyor ki herşeyi. Aslında altına hiç bişey yazmamam gerekirdi. Bu aralar hayatımda bi takım değişimler üzerinde yoğunlaştım. Güzel şeyler oluyor-henüz tam rayına oturmasa da- olacak desek daha doğru olur. Hatalı olmak istemediğimden belki de. Hata yapmayı lüks olarak gördüğümden de olabilir.
Benim düşünceme göre hatayı yapan her zaman haksız olmayabiliyor. O kişiyi etkileyen-etkilemeyen- bir takım olaylar zincirinin daha çok sorumlu olduğunu düşünenlerdenim. Rahatsız olduğun şeyi dile getirmezsen o şeyin nasıl bitmesini beklersin ki?
19 Temmuz 2013 Cuma
Ve Yaz Gelir
Resimdeki gibi geldi yine.. Hiç bi yaz geçenki gibi (erasmus) olamayacağı için hüzünleniyor insan. Boşuna kafamıza güneş geçiyor. Deniz gördüğümüz de yok. EE ne bok yemeye geliyo o zaman bu a..ına koduğum.
-Abi noluyo hayırdır böyle küfürler falan?!
-Hep tweeterdan işte dayı..
Neyse (Ekskuze miya) fransızcamı da konuşturdum. Meraba de bakalım abilere/ablalara?
-...
-O konuya daha gelmemişse demekki ablası/abisi.
Fransızca dedikde italyanca öğrenme gayretlerim tam gaz sürmese de bi şekilde ite kalka yol alıyo gibi. Seneye her cebimden bir dil çıkarcam sizlere.
-Abi noluyo hayırdır böyle küfürler falan?!
-Hep tweeterdan işte dayı..
Neyse (Ekskuze miya) fransızcamı da konuşturdum. Meraba de bakalım abilere/ablalara?
-...
-O konuya daha gelmemişse demekki ablası/abisi.
Fransızca dedikde italyanca öğrenme gayretlerim tam gaz sürmese de bi şekilde ite kalka yol alıyo gibi. Seneye her cebimden bir dil çıkarcam sizlere.
5 Haziran 2013 Çarşamba
DİREN TÜRKİYE
Bugün 4 Haziran 2013. 31 Mayıs'ta başlayan İstanbul Gezi Parkı direnişinin 4üncü günü. Aslında onların direnişi daha evvel başladı ama o zamanlar biz farkında değildik. O zamanlar sesleri duyulmuyodu. Sonra kibrit ateşlendi. Dalga dalga yayıldı. Etkiye tepki çok sert oldu. Sizin deyiminizle "POLİS" benim dememle; neyse yazmıyorum burda boşuna ağzımı bozmaya gerek yok. İşte bu bizi korumakla görevli olan "HERİFLER" vurmaya, kırmaya, yaralamaya başlamasıyla olay büyüdü tabi.
Bi yandan da "TV" ve "GAZETE" dediğimiz medya organlarının da susması olayın tuzu biberi oldu. 2 gün oldu tek bir haber çıkmadı. Bunun üstüne polisin şiddeti kınanmak için halk sokağa döküldü. Ve en sonunda olan da ölüm. Yabancı kaynakların dediğine göre 3000den fazla yaralı, fakat sadece baş'tan ibaret olan ama insan olamayan bakanımızın dediğine göre 60 yaralı. (bütün illerde toplam olarak)
İşte geldik 4.ncü güne. Yalan söylemicem ben sadece 2 gün katılabildim. Okulumun duyarsızlığı ve sınavlarımızı ertelememesi yüzünden. Şimdi "Şenlik Havası" tarzı yorumlar okuyorum internetten. Abi tamam bende istemiyorum daha fazla büyümesini. Bende istiyorum artık bitmesini. Ama bu şekilde bitemez! 2 gün önce çoluk çocuk kadın yaşlı demeden gözünü köreltip vuran polis değil miydi!!!?? Ee bugün noldu? Değişti mi görüşleri? Haklı olduğumuzu mu gördüler? Hatalı olduklarını mı farkettiler? Yok hafız yok, artık polise şu kadar bir güvenim, sevgim kalmadı. Emir kulu değil onlar. Emin kulu dediğin bu kadar sevkle sallamaz o sopayı, Biber gazını kafaya tutmaz.
Şimdi anladım ki "POLİS VİZDANSIZLIKTIR" vicdan olmadığı kesin. Benim can güvenliğimi de düşünmediği kesin.
Şuanda durum şöyle: Polisle çay içilip şakalaşılıyor, Sanki dün hiç kimse bu uğurda ölmemiş gibi halaylar çekiliyor, 1 gün önce deliler gibi kaçtığın Tomalarla birlikte resimler çekiliyor. Diyeceksinki bu kötü bişey mi? Burda bitmedi ki Ankara'da bunlar olurken Hatayda. Adanada, Dersimde insanlar yine dövülüyor, yine suratlarına gaz bombası atılıyor.
Baş'dan ibaret bakanımız kaçıp gitti ülkesinden. Ama o da farkında bu halka bi özür borçlu olduğunu. Aynı zamanda Polis de öyle. Böyle tamam hadi bugün vurmicaz demek mi yani bizim özgürlüğümüz?? Onlar izin verdiği için mi Özgür olduk?!
Bu olaylar bir eylem olarak başladı, fakat artık bir direniş oldu. Bir halkın kendi polisine kendi Hükümetine olan direnişi! O yüzden ilk başlarda bağıra çağıra yürüyelim ne yapacaklar sanki diyen o saf halime acıdım şuan. Onları kıştırtan bizmişiz düşündüm hep. Ama yanıldım benim gördüğüm sadece 100metre ilersiydi. Onun arkasında sokak aralarında dövülen, evlerinin camından biber gazı bombası atılan, gel gel vurmicaz diyip ardından ateş eden, göstericiyi vurduktan sonra arkadaşlarına sevinç nidasında bulunan KOCA BİR ÜLKE VARMIŞ aslında. Bugünlük yazacaklarım bu kadar düşüncelerimi dile getirdiğim için mutluyum. İyi geceler Türkiye. Yarın yine sokaklardayız.
Bi yandan da "TV" ve "GAZETE" dediğimiz medya organlarının da susması olayın tuzu biberi oldu. 2 gün oldu tek bir haber çıkmadı. Bunun üstüne polisin şiddeti kınanmak için halk sokağa döküldü. Ve en sonunda olan da ölüm. Yabancı kaynakların dediğine göre 3000den fazla yaralı, fakat sadece baş'tan ibaret olan ama insan olamayan bakanımızın dediğine göre 60 yaralı. (bütün illerde toplam olarak)
İşte geldik 4.ncü güne. Yalan söylemicem ben sadece 2 gün katılabildim. Okulumun duyarsızlığı ve sınavlarımızı ertelememesi yüzünden. Şimdi "Şenlik Havası" tarzı yorumlar okuyorum internetten. Abi tamam bende istemiyorum daha fazla büyümesini. Bende istiyorum artık bitmesini. Ama bu şekilde bitemez! 2 gün önce çoluk çocuk kadın yaşlı demeden gözünü köreltip vuran polis değil miydi!!!?? Ee bugün noldu? Değişti mi görüşleri? Haklı olduğumuzu mu gördüler? Hatalı olduklarını mı farkettiler? Yok hafız yok, artık polise şu kadar bir güvenim, sevgim kalmadı. Emir kulu değil onlar. Emin kulu dediğin bu kadar sevkle sallamaz o sopayı, Biber gazını kafaya tutmaz.Şimdi anladım ki "POLİS VİZDANSIZLIKTIR" vicdan olmadığı kesin. Benim can güvenliğimi de düşünmediği kesin.
Şuanda durum şöyle: Polisle çay içilip şakalaşılıyor, Sanki dün hiç kimse bu uğurda ölmemiş gibi halaylar çekiliyor, 1 gün önce deliler gibi kaçtığın Tomalarla birlikte resimler çekiliyor. Diyeceksinki bu kötü bişey mi? Burda bitmedi ki Ankara'da bunlar olurken Hatayda. Adanada, Dersimde insanlar yine dövülüyor, yine suratlarına gaz bombası atılıyor.Baş'dan ibaret bakanımız kaçıp gitti ülkesinden. Ama o da farkında bu halka bi özür borçlu olduğunu. Aynı zamanda Polis de öyle. Böyle tamam hadi bugün vurmicaz demek mi yani bizim özgürlüğümüz?? Onlar izin verdiği için mi Özgür olduk?!
Bu olaylar bir eylem olarak başladı, fakat artık bir direniş oldu. Bir halkın kendi polisine kendi Hükümetine olan direnişi! O yüzden ilk başlarda bağıra çağıra yürüyelim ne yapacaklar sanki diyen o saf halime acıdım şuan. Onları kıştırtan bizmişiz düşündüm hep. Ama yanıldım benim gördüğüm sadece 100metre ilersiydi. Onun arkasında sokak aralarında dövülen, evlerinin camından biber gazı bombası atılan, gel gel vurmicaz diyip ardından ateş eden, göstericiyi vurduktan sonra arkadaşlarına sevinç nidasında bulunan KOCA BİR ÜLKE VARMIŞ aslında. Bugünlük yazacaklarım bu kadar düşüncelerimi dile getirdiğim için mutluyum. İyi geceler Türkiye. Yarın yine sokaklardayız.
İçindekiler:
Diren Ankara,
Diren Gezi Parkı,
Diren Türkiye,
Fuck Da Police,
Occupy Turkey,
Özgürlük,
Politik,
Tayyeap
13 Mayıs 2013 Pazartesi
Ambole Beyinler
Twitter için seni bırakmaya değmezmiş be blog! Orda herkes yozlaşmış, takip peşinde. Sanki peşine adamları takıp ne olacaksa. Dünkü ölümlerden sonra bile hala o yanda çıkan hashtag mi diyolar Top tweet mi ne boksa onları görsen ağlarsın. Bu adamlar ne kullanıyo da hala bunların peşinde dersin. Valizini alıp dış hatlardan bilet aramak istersin. İşte böyle bi duygu yoğunluğu içerisindeyim şimdi. Bok vardı da gittik. Hatay'daki tüm ölenlere rahmet, arkada kalanlara da sabır dilemekten başka bişey gelmiyor elimizden..
Gel de sakin ol bu durumda..
Gel de sakin ol bu durumda..
15 Aralık 2012 Cumartesi
Üşüyoruz Reyiz
Arkadaş sen öğrencisin, blog yazmak senin neyine. Aslında bazen yazasım geliyo ama gel gör ki üşeniyorum yada başka şeylerle uğraşıyorum. Yazmak zaten meslek hafız. Her önüne klavye alan yazamıyo işte. Ayaklı kanıtıyım. Anca ders çalış. Neyse ki görünenden daha iyi geldi sınav sonuçları. Yada büt geldi diye gözüme öyle görünüyorlar, bilemedim.
Ankara çok soğuk. Dışarı çıkılcak gibi değil. Evde de ders çalış çalış, sıkılıyo insan tabi. Ama üşengeçlik mizacımda var. Ne yaptım ne ettim değiştiremedim. Otur, ye, yat felsefesini benimsemişim bi kere. Ne ara yaptıysam onu. Yorgana sarılır halde yazıyorum bunları. Evin soğukluğundan değil tabi. Biraz hastalıktan, biraz da hüsnü kuruntu. Her neyse ben Cerrahiye devam edeyim en iyisi. 3 gün boyunca boş gözlerle okumakta bişey kazandırır umudundayım. Artık eskisi gibi ders çalışamıyorum. Öğrencilik geçti bizden. Yaşlandık be hafız!
Keep the distance!
Ankara çok soğuk. Dışarı çıkılcak gibi değil. Evde de ders çalış çalış, sıkılıyo insan tabi. Ama üşengeçlik mizacımda var. Ne yaptım ne ettim değiştiremedim. Otur, ye, yat felsefesini benimsemişim bi kere. Ne ara yaptıysam onu. Yorgana sarılır halde yazıyorum bunları. Evin soğukluğundan değil tabi. Biraz hastalıktan, biraz da hüsnü kuruntu. Her neyse ben Cerrahiye devam edeyim en iyisi. 3 gün boyunca boş gözlerle okumakta bişey kazandırır umudundayım. Artık eskisi gibi ders çalışamıyorum. Öğrencilik geçti bizden. Yaşlandık be hafız!
Keep the distance!
1 Aralık 2012 Cumartesi
Kırık
28 Kasım 2012 Çarşamba
Daldan Bala
-Atlayasım var duvardan. Durmadan koşasım var sokaklarda. Gözlerle çok konuştuk o güzel sesini duyasıım var boş odalarda.

Aşk dedikleri böyle birşey olsa gerek. Yerde bulduysan benimdir, Mağazada gördüysen benimdir. Otobüste gördüysen pekala benimdir. Akrep diye boşuna dememişler. Aşk hep benimdir. Boşuna çapkın dememişler. Aşk durmaz bedende, akar durmaz. Amma çok şey demişler. Hep beni konuşup durmuşlar bu münafıklar. Her neyse aşk diyorduk, aşk her gün derse gitmektir. Aşk her an (olmasa da) onu düşünmektir. İnançtır aşk. Beklemektir durmadan. Bu dünyaya rengini veren şeydir aşk. Olmazsa olmazdır. O kadar gaza geldim ki "DAĞDA GEZEN YABAN GEYİĞİDİR AŞK" diyesim var.
Aman işte bu kadar çok şey dedik de. Bu güzellikleri tabi. Bağlılıktır aşk. Sadakattir. Sadece "O"dur aşk. Ama hayat uzun. Aşk değişir. Aşk kırılır. Aşk biter de bazen. Yeni aşlar başlar o zaman. Başlamalı.
Always should, shine bright like a diamond.

Aşk dedikleri böyle birşey olsa gerek. Yerde bulduysan benimdir, Mağazada gördüysen benimdir. Otobüste gördüysen pekala benimdir. Akrep diye boşuna dememişler. Aşk hep benimdir. Boşuna çapkın dememişler. Aşk durmaz bedende, akar durmaz. Amma çok şey demişler. Hep beni konuşup durmuşlar bu münafıklar. Her neyse aşk diyorduk, aşk her gün derse gitmektir. Aşk her an (olmasa da) onu düşünmektir. İnançtır aşk. Beklemektir durmadan. Bu dünyaya rengini veren şeydir aşk. Olmazsa olmazdır. O kadar gaza geldim ki "DAĞDA GEZEN YABAN GEYİĞİDİR AŞK" diyesim var.
Aman işte bu kadar çok şey dedik de. Bu güzellikleri tabi. Bağlılıktır aşk. Sadakattir. Sadece "O"dur aşk. Ama hayat uzun. Aşk değişir. Aşk kırılır. Aşk biter de bazen. Yeni aşlar başlar o zaman. Başlamalı.
Always should, shine bright like a diamond.
24 Kasım 2012 Cumartesi
Aşk yine yeniden
Sayfayı tepeden tırnağa yeniledim. Sıkıntıdan hep. Hergün yazacak bişeyler çıkmayınca sıkılıyor tabi insan. Aşk dedik. Amma çok aşk dedik haa. Durup durup aşk mı der insan. Aşk onu görünce artan kalp ritimidir. "O" dengeler sadece. Kalbinin çalışması onun elindedir. Bir bakışıyla nefesini kesebilir. Kısacası aşk kendine bir tanrı, bir sahip yaratmaktır. Birine aşık olarak hayatını onu ellerine teslim etmiş oluyorsun. Hiç bitmesin, kalbim hep böyle atsın istiyorsun. Ama o da zor iş. Aşkda bitiyor hafız. Öyle bardakta durduğu gibi durmuyor o da. Yudum yudum, gıdım gıdım bitiyor. İlişkiler hep bu oranlarla başlar:
İlk aylar --> Aşk %100
İlk yıllar -->Aşk %50 Sex %30 Alışkanlık %20
Daha sonrası --> Aşk %20 Sex %50 Alışkanlık %30
Evlilik ilk yıllar --> Aşk %20 Sex %40 Alışkanlık %40
Evlilik sonrası --> Aşk %10 Sex %20 Alışkanlık %70
Bu saydığım oranlar türden türe değişmekte olup en fazla 10yılı kapsamaktadır. Peki her zaman böyle mi?
-Haşaa. Bazen bardağa yeni birşeylerde eklediğin olur. Bazende o bardağı elinden düşürdüğün. Aşk Kırılır, Aşk konularını çok konuştuk. Aşıkmıyım neyim? Son söz: Kısacası Aşktan korkulur. Aşk acıtır. Geçmişi özlüyor insan.
İlk aylar --> Aşk %100
İlk yıllar -->Aşk %50 Sex %30 Alışkanlık %20
Daha sonrası --> Aşk %20 Sex %50 Alışkanlık %30
Evlilik ilk yıllar --> Aşk %20 Sex %40 Alışkanlık %40
Evlilik sonrası --> Aşk %10 Sex %20 Alışkanlık %70
Bu saydığım oranlar türden türe değişmekte olup en fazla 10yılı kapsamaktadır. Peki her zaman böyle mi?
-Haşaa. Bazen bardağa yeni birşeylerde eklediğin olur. Bazende o bardağı elinden düşürdüğün. Aşk Kırılır, Aşk konularını çok konuştuk. Aşıkmıyım neyim? Son söz: Kısacası Aşktan korkulur. Aşk acıtır. Geçmişi özlüyor insan.
21 Kasım 2012 Çarşamba
Eyy küllüğüm.
Ne zamandır üstüne bi sigara koymuyordum. Hayat ara vermiyor ama. Sorsan yine çok mu meşguldüm, tabiki hayır ama üşengeçlik zor iş. Çok yazasım var. Aklım karman çorman. Ama o kadar karışıkki tek cümleyi bile çekip alamıyorum ordan. Bugünlük bi giriş yapalım. Seni unutmadım. Uzun zamandan sonra ilk sigarayı yaktık işte beraber. Halimiz duman.
Ne zamandır üstüne bi sigara koymuyordum. Hayat ara vermiyor ama. Sorsan yine çok mu meşguldüm, tabiki hayır ama üşengeçlik zor iş. Çok yazasım var. Aklım karman çorman. Ama o kadar karışıkki tek cümleyi bile çekip alamıyorum ordan. Bugünlük bi giriş yapalım. Seni unutmadım. Uzun zamandan sonra ilk sigarayı yaktık işte beraber. Halimiz duman.
29 Haziran 2012 Cuma
Erasmusa Başlarken
Viyana havaalanında indikten sonra ne yaptığımı düşünmeye başlamıştım. "Nerden esti böyle bir macera? Gerçekten güzel olacağını düşünüyor muydum?" Bu sorularla uğraşmaya çalışırken havaalanından çıkmayı başardım. Daha sonra çıkıştaki taksicileri gördüm sanki uçak tekrar istanbul'a inmiş gibiydi. Herkes türkçe konuşuyor, türkçe küfürler havada uçuşuyordu. Şaşkınlıktan kafayı bulmak üzereyken Budapeşte otobüsünü gördüm. Koşa koşa yoluma devam edip otobüse binmeyi başardım.
Otobüste 2 saatlik yolculuktan sonra yakınlarımda oturan bi çocuğa Budapeşteye ne kadar yolumuz kaldığını sordum. Daha sonra kalan 2 saat boyunca konuştuk. Adı Mena olan bu çocuk gerçekten çok iyiydi. Kendisi Viyana'da turizm okuyan fakat okuduğu bölümde yeterince para olmadığının farkına varınca kendine başka bir iş bulan sanki tipik bi türk öğrencisiydi. Şuanki işini söylemeden edemicem yatalak,yada mental yönden rahatsız olan insanları tekerlekli sandalyeyle gezdirmek. 2 saat boyunca pek çok şeyden konuştuk. Budapeşteye vardığımızda yolun yarısını beraber gittikten sonra oturup yemeğimizi yedik daha sonra ayrıldık. Umarım dönüş yolunda tekrar iletişime geçeriz.
Ondan ayrıldıktan sonra internetten indirdiğim yol haritasıyla başbaşa kaldım. Yerel halk ingilizce konusunda çok yetersiz olduğundan yolu bulmakta gerçekten çok zorlandım. Çantalarda tekerlekli olmadığından çok zorluk çektiğimi söylemeliyim.
Yurdu bulduktan sonra cam bir odada duran yaşlı yurt amcasıyla anlaşmaya çalıştım. Yaklaşık 40 dk falan sürmüştü. Ve o aralar gerçekten pişman gibiydim geldiğime. Amcanın cam bölmesinin osuruk kokması iyice bunaltmıştı beni. 40 dk sonra odaya doğru gidiyorduk beraber odanın kapısını açan çocuğun kolundaki "K. Atatürk" dövmesini görünce rahatladım. Bir duş alıp rahatladıktan sonra dışarı gideceklerini söylediler. Yaklaşık 10 kişilik bir gruptu. Yorgun olduğumu sanıyordum ama ilk günden tek takılan, soğuk çocuk olmakta istemiyordum. Tekliflerini kabul ettim ve Budapeşte sokaklarını arşınlamaya başladık hepberaber.
2 türk vardı benden başka, bunlardan biri o kapıyı açan oda arkadaşım Uğur, diğeriyse onunla birlikte gelen ve aynı okuldan arkadaşı olan Güneş'ti. Uzun bir kararsızlık sonunda gittiğimiz mekanın giriş fiyatının çok olması nedeniyle resmen Budapeşte sokaklarını ilk günden bitirmiştim.
Uzun bir arayıştan sonra saat 1 civarında bir mekana gitmiştik.İlk biramı yaklaşık 1 dakikada kafaya diktikten sonra kendime gelmiştim. Teras diye bir yere gelmiştik ve terasta biraz oturduktan sonra 1 kat altındaki disko bölümüne gitmiştik. Ve hayatımdaki ilk disko dansımı yaptıktan sonra "tamam" dedim bunu da yaptınya helal.
Gece 2 buçuk civarında başka bi yere gidelim diye çıktık ordan. Fakat yorgundum yatmak isityordum allahtan benim gibi olan birileri daha varmışki o saatte tek başıma yurdun yolunu bulmam imkansızdı. 3 kişi döndük tekrar yurda.
Mekandan çıktığımızda kapıda karşılaştığımız alman çocuğu unutmak imkansız. Anlattığı kadarıyla -kendisi çakır keyif buarada- terastaki korkuluklara çıkıp dans etmeye çalışınca oradaki görevliler de aşşa düşme olasılığını göze alamayıp bunu dışarı atmışlar. Yaklaşık 1 saat kapıdakilere iyi olduğunu anlatmış fakat onlar içeri almayacakları konusunda ısrarlılarmış. İçerdeki arkadaşlarını bırakıp gidemediği için kapıda bizimle dert yandı yavrucak.Son bir içeri girme çabasıyla kapıya yöneldi ve geri tepince bizim grupla beraber diğer mekana gitti sanırsam.
Yurda gelince buraya vardığımı haber vermek için internete girme çabalarım gerçekleşmeyince kıçımı dönüp yattım direk.
Sabah uyanıp okul yoluna düştüm. Okulu çok rahat buldum fakat benden sorumlu olan hocanın adını bilmediğimden onu bulmakta biraz zorlandım. Daha sonra yaklaşık 2 saatimi onun yanında klinikte geçirdikten sonra açlığımı hissedip çıkıp gitme kararı aldım. Yolda yurda yakın bir markette umutsuzca alışveriş yapmaya çalıştım. Saolsun ingilizce bilmese de derdimi anlayıp bir görevli yetişti imdatıma. Marketten 2 litre kola, bir nutella, krempeynir ve sanaekmeküstü kıvamında bir yağ aldıktan sonra yoluma devam ettim.
Yurda geldiğimde açlığımı unutup yatağa attım kendimi yaklaşık 3 saat uyuduktan sonra uyandım yeni insanlarla tanıştım. Hala açlık hissetmezken artık bişeyler yemek zorunda olduğumu anladım ve ekmekarası yağlı peynirimle kolamı yudumlamaya başladım. Galiba şimdilik bütün olan biten bu kadar. Bugün dışarı çıkacağımı pek sanmıyorum burda durup film izleme düşüncelerim var ama bakalım. Erasmustan sevgiler.
Dipnot: Şimdiye kadar yazdığım en uzun not olduğunun ben de farkındayım, koltuklarım kabarmadı değil hani. Resimler de eklemek isterdim ama daha resim çekme safhasına gelmedim sanırım şimdilik sadece gözlemliyorum.
Otobüste 2 saatlik yolculuktan sonra yakınlarımda oturan bi çocuğa Budapeşteye ne kadar yolumuz kaldığını sordum. Daha sonra kalan 2 saat boyunca konuştuk. Adı Mena olan bu çocuk gerçekten çok iyiydi. Kendisi Viyana'da turizm okuyan fakat okuduğu bölümde yeterince para olmadığının farkına varınca kendine başka bir iş bulan sanki tipik bi türk öğrencisiydi. Şuanki işini söylemeden edemicem yatalak,yada mental yönden rahatsız olan insanları tekerlekli sandalyeyle gezdirmek. 2 saat boyunca pek çok şeyden konuştuk. Budapeşteye vardığımızda yolun yarısını beraber gittikten sonra oturup yemeğimizi yedik daha sonra ayrıldık. Umarım dönüş yolunda tekrar iletişime geçeriz.
Ondan ayrıldıktan sonra internetten indirdiğim yol haritasıyla başbaşa kaldım. Yerel halk ingilizce konusunda çok yetersiz olduğundan yolu bulmakta gerçekten çok zorlandım. Çantalarda tekerlekli olmadığından çok zorluk çektiğimi söylemeliyim.
Yurdu bulduktan sonra cam bir odada duran yaşlı yurt amcasıyla anlaşmaya çalıştım. Yaklaşık 40 dk falan sürmüştü. Ve o aralar gerçekten pişman gibiydim geldiğime. Amcanın cam bölmesinin osuruk kokması iyice bunaltmıştı beni. 40 dk sonra odaya doğru gidiyorduk beraber odanın kapısını açan çocuğun kolundaki "K. Atatürk" dövmesini görünce rahatladım. Bir duş alıp rahatladıktan sonra dışarı gideceklerini söylediler. Yaklaşık 10 kişilik bir gruptu. Yorgun olduğumu sanıyordum ama ilk günden tek takılan, soğuk çocuk olmakta istemiyordum. Tekliflerini kabul ettim ve Budapeşte sokaklarını arşınlamaya başladık hepberaber.
2 türk vardı benden başka, bunlardan biri o kapıyı açan oda arkadaşım Uğur, diğeriyse onunla birlikte gelen ve aynı okuldan arkadaşı olan Güneş'ti. Uzun bir kararsızlık sonunda gittiğimiz mekanın giriş fiyatının çok olması nedeniyle resmen Budapeşte sokaklarını ilk günden bitirmiştim.
Uzun bir arayıştan sonra saat 1 civarında bir mekana gitmiştik.İlk biramı yaklaşık 1 dakikada kafaya diktikten sonra kendime gelmiştim. Teras diye bir yere gelmiştik ve terasta biraz oturduktan sonra 1 kat altındaki disko bölümüne gitmiştik. Ve hayatımdaki ilk disko dansımı yaptıktan sonra "tamam" dedim bunu da yaptınya helal.
Gece 2 buçuk civarında başka bi yere gidelim diye çıktık ordan. Fakat yorgundum yatmak isityordum allahtan benim gibi olan birileri daha varmışki o saatte tek başıma yurdun yolunu bulmam imkansızdı. 3 kişi döndük tekrar yurda.
Mekandan çıktığımızda kapıda karşılaştığımız alman çocuğu unutmak imkansız. Anlattığı kadarıyla -kendisi çakır keyif buarada- terastaki korkuluklara çıkıp dans etmeye çalışınca oradaki görevliler de aşşa düşme olasılığını göze alamayıp bunu dışarı atmışlar. Yaklaşık 1 saat kapıdakilere iyi olduğunu anlatmış fakat onlar içeri almayacakları konusunda ısrarlılarmış. İçerdeki arkadaşlarını bırakıp gidemediği için kapıda bizimle dert yandı yavrucak.Son bir içeri girme çabasıyla kapıya yöneldi ve geri tepince bizim grupla beraber diğer mekana gitti sanırsam.
Yurda gelince buraya vardığımı haber vermek için internete girme çabalarım gerçekleşmeyince kıçımı dönüp yattım direk.
Sabah uyanıp okul yoluna düştüm. Okulu çok rahat buldum fakat benden sorumlu olan hocanın adını bilmediğimden onu bulmakta biraz zorlandım. Daha sonra yaklaşık 2 saatimi onun yanında klinikte geçirdikten sonra açlığımı hissedip çıkıp gitme kararı aldım. Yolda yurda yakın bir markette umutsuzca alışveriş yapmaya çalıştım. Saolsun ingilizce bilmese de derdimi anlayıp bir görevli yetişti imdatıma. Marketten 2 litre kola, bir nutella, krempeynir ve sanaekmeküstü kıvamında bir yağ aldıktan sonra yoluma devam ettim.
Yurda geldiğimde açlığımı unutup yatağa attım kendimi yaklaşık 3 saat uyuduktan sonra uyandım yeni insanlarla tanıştım. Hala açlık hissetmezken artık bişeyler yemek zorunda olduğumu anladım ve ekmekarası yağlı peynirimle kolamı yudumlamaya başladım. Galiba şimdilik bütün olan biten bu kadar. Bugün dışarı çıkacağımı pek sanmıyorum burda durup film izleme düşüncelerim var ama bakalım. Erasmustan sevgiler.
Dipnot: Şimdiye kadar yazdığım en uzun not olduğunun ben de farkındayım, koltuklarım kabarmadı değil hani. Resimler de eklemek isterdim ama daha resim çekme safhasına gelmedim sanırım şimdilik sadece gözlemliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



